Androjin olabilir miyiz diye sormuştu bir arkadaşım, sorunun ilham verdiği uçuşan düşünceler:

Cinsiyet kimliklerimizce dışsal olarak belirlenmiş duygularımızı ve fikirlerimizi yeniden yapılandırabilirmişiz gibi geliyor bana. Bunun için birbirimize yardım edebileceğimizi düşünüyorum. Açığa çıkarmaktan ya da keşfetmekten korktuğumuz kadınlıkları keşfetmek ya da sürekli dış cephemizde görünmek zorunda olduğumuz erkeklik elbisesinden gıdım gıdım da olsa soyunabildiğimiz özgür ya da özerk ilişki alanları yaratabilmek de mümkün.

Hem erkek hem kadın olabilmek; elbette her an konum değiştirip öbürüymüş gibi yapmak anlamında değil, ötekini icra etmek meselesi ya da bir trans-gender geçiş meselesi de değil bence.

Kadınsı fikirler ve erkeksi fikirler, kadınsı duygular ve erkeksi duygular şeklinde ikili cinsiyet kalıplarıyla çitler oluşturan dünyaya inat, kendimizi kadınlaştırabilmeliyiz ve erkekleştirebilmeliyiz diye düşünüyorum. Sadece kadınlığa atfedilen ve kadınlarca olumlu görülen nitelikler ve sadece erkeğe atfedilen ve erkeklerce olumlu görülen nitelikler arasında kurulan bu derin ayrımı çiğnemeliyiz. Kadınsı ya da erkeksi görülmesine bakmaksızın fikirlerimizin ve duygularımızın, cinsiyet temelli algılanmasının dışına bırakabiliriz. Aslında cinsiyet temelli olmak zorunda olmayan, bir insan için olumlu görülen nitelikleri (her ne iseler) mülksüzleştirebilmeliyiz. Açık sözlülük ya da cesurluk bir erkek duygusu mudur? Toplum bize öyle der, ama toplumun canı cehenneme diyebiliriz. Peki ya geniş kapsamlı süreçleri bütünler olarak görebilmek sadece erkek aklına ait niteliği midir? Bu tür belirlemelerin düpedüz kurgu olduğu ortadadır. Duygusal ilişkilerde incelikli olmak, ötekini gözetmek, empati kurma yetisi, kırılgan duygularını ya da incindiğini açık edebilmek,  bunlar kadınsı nitelikler midir? Bu tür genellemeler kadınlar ve erkekler arasında sert çitler çizmeye yarar, karmaşık sosyal ilişkiler ve sonsuz çeşitlilik gösteren karakter özellikleri karşısında ise sırf temelsiz genellemeler hatta önyargılardır.

Belki şimdiye dek erkeklerin, savaşçılar, ya da güç gösterisi yapan ağalar gibi ortalarda dolanmak zorunda oldukları acizliklerinden ötürü az önce saydıklarım sadece kadınsı niteliklermiş gibi gelebilir insanlara.

Cinsiyetlere atfedilmiş tüm duygusal niteliklerin, davranış örüntülerinin, düşünme biçimlerinin ya da tutumların elbette o cinsiyetlerin şekillendirilmesinde etkisi olan bir tarihi vardır. Ama aynı zamanda o kalıpların daima dışına çıkan ve büyük farklılıklar gösteren bireylerin varlığı tüm bu genellemeleri bozar. Duygusal, ince ruhlu, korkularıyla yüzleşebilen bir erkek, cesur ve risk alan bir kadın her zaman vardır. Ve bunlar çoğu zaman sadece cinsiyet kodlarını düzenleyen söylemlerin genellemeleri içinde kalan soyutlamalar ve temsillerdir. Temsiller gerçek hayatla karşılaştığında daima bozulurlar, ancak kalıplara uymaya devam eden iktidara tabi bakış açısından bakınca erkeksi kadınlar ya da kadınsı erkekler gibi ikilikçi düşüncenin ürettiği tuhaflıklar türetilir. Oysa ne kadınsı erkekler ne de erkeksi kadınlar yoktur. Ne saf kadınlar ne de saf erkekler vardır. Daima çeşitlilik gösteren davranış ve duygu varyasyonlarına sahip bireyler vardır. Doğa toplumsal kategoriler yaratmaz. Toplumsal kategorilerse temsili kurgulardır.

Cinsiyetlere atfedilmiş nitelikleri saymaya kalkamayız genellikle. Sadece erkekler için en kaba olanlarını ve toplumun önyargılarında olan kadınlara atfedilmiş en aşağılayıcı olanları. Erkekler daima güç peşinde koşarlar ya da kadınlar daima kendilerini ardından sürükleyecek güçlü bir erkek arar gibisinden klişeleri sayabiliriz ancak… Daha fazlasını saymaya, betimlemeye, saptamaya,  kalkmak her zaman özcülüğe düşme tehlikesini getirir.

Bir zamanlar erkeği üstün varlık olarak kutsayan toplumların kadınlarda değil yalnızca erkeklerde bulunduğunu farz ettiği birçok yetinin cinsiyet rollerinden kaynaklandığı ortaya çıktıkça erkek egemenlik dağılmaya başladı, erkekler iktidar konumunu kaybettikçe kadınlar güçleniyor sürekli olarak.

Peki aynı ikici/düalist dünyanın kadınlara atfettiği bir takım olumlu niteliklerin sadece kadınlarda değil erkeklerde de bulunabileceğini söylemek mümkün değil midir? Mesela doğayla bağlantılı olmak, beden ve ruh arasında bağını kaybetmeyen bir iç görü sahibi olmak, ötekilerle duygusal empati kurabilmek, duygularını gösterebilmek, müşfik olabilmek, bunlar kadınsı nitelikleri midir? Baskıcı eril kültürde bunlar kadınlarda daha çok bulunan ve kadınlar arası dayanışma ve direniş kuran niteliklerdir de). Erkeklerde bunlar mümkün değil mi? Mümkün olmasını şuna dayandırıyorum: ERKEK DOĞULMAZ, OLUNUR. O halde erkeklik sökülebilir.

Özcülük tehlikesini göze almak yerine başka bir şey önermek istiyorum: aslında bir BAŞKASIYLA ast ve üst ilişkisi kurmayan, hiyerarşi oluşturmayan, ikiliklerin içine girmeden sadece farklılıklar arasında kesişimler kuran, yaşamı çoğaltabilen, birbiriyle iyi etkileşimler kuran her iyi karşılaşmanın içinde bir çok olumlu nitelik yeşerir. Bunlar ne kadınsıdır artık ne de erkeksi.

Başkalarıyla bağlarını güçlendirebileceğin ve bu sayede her iki tarafı sevinçle duygulandırabilecek, ortaklıklar kurmaya dönük dayanıklı ve yaratıcı ilişkiler geliştirebilen insanların giderek cinsiyet kalıplarının dışına çıkabildiklerini düşünme eğilimindeyim. Bir nevi androjen oluş diyebiliriz bence buna.

Bir kadının biyolojik bedeninde doğan birisi trans erkek olurken toplumsal erkekliği yeniden üretmek zorunda olmadığı gibi bir erkek biyolojik bedeninde doğan trans kadın birey de toplumsal kadınlığı yeniden üretmek zorunda değil.

Kendimizi bu noktada yeniden düşünürsek, ruhumuzla, duygularımızla her iki cinsiyetli olabilmek nasıl mümkün olabilir? Mesela jestlerden başlasak, bana erkekliğin şanını bahşeden beden duruşlarını, pozları, ses tonlarını dayatan bu topluma inat kendimi ayıklayıp yeniden kurabilir miyim? Tersine bir kadın nasıl ona kadınlığın iffetinden bilinen dil ve beden kalıplarının dışına çıkabiliyorsa ben de erkekliğin dayatılmış bu kalıplarının dışına çıkabilir miyim? Ne kadar çıkabiliriz?

Dışarıda bize her an saldırmaya hazır bir dünya varken belki o kadar kolay her zaman ve her yerde olmaz. Yine de kendi belirleyebildiğimiz, seçebildiğimiz ilişkilerimizin, dostluklarımızın, yoldaşlıklarımızın, aşklarımızın içinde bu mümkün gibi geliyor bana. Giderek bunun yaşantımızın tüm alanlarına yayılan bir dönüşüm olmasını umuyorum.

******

Bu yazının üstüne gelen bir soru neden Queer ve Trans kavramını değil de androjin kavramını kullandığım üzerineydi:

Queer ya da trans kavramını bilerek kullanmadım. çünkü ne yazık ki ikisi de fazla kimlikçi bir hale geldi. mesele cinsellik ya da cinsel yönelim ile ilgili değil bu yazıda benim için.

Buradaki amaç kişinin kendi iç dünyasını göz önüne alarak ötekilerle ilişkisini, yani kişilik özelliklerini dönüştürebilir olduğunu vurgulamak. Bu anlamda insanları kadın ve erkek, heteroseksüel ve homoseksüel diye çitleyip sabitleştirdikten sonra o sabitliklerden yeniden melezleştirmeye çalışmanın, ya da o sabitlerin birinden diğerine olası geçişleri araştırmanın da kimlik hapishanesinden bir çıkış sağlamakta yetersiz olduğunu düşünüyorum. bu ap ayrı mücadelelerin konusudur. Hayır kadınlık ya da erkeklik kavramları daha başından itibaren kurgularla fiiliyat arasında hep bir farkın olduğu, bir çeşitlilik alanını sabitleme çabasıydı. biyolojik cinsiyetten ne kadar ayrıştırılabileceği belirsiz bir toplumsal cinsiyet kategorisinin eleştirisini yaparken bile hegemonik hale gelmesine yol açmıyor muyuz?

Bence bunları sürekli yapı söküme alarak konuşmak zorundayız. Yani kadınlıktan değil kadınlıklardan, erkeklikten değil erkekliklerden bahsetmekle başlamalıyız, ama bunun yeterli olmadığını düşünüyorum. Kadınlıkların ve erkekliklerin gösterdiği varsasyonların ötesinde belki de ne kadınlık ne de erkeklik kategorileri ile ilişkilendiremeyeceğimiz bir sürü cinsiyetsiz niteliğimizin (ortak ya da tekil) olduğunu keşfe çıkmak gerekiyor. Daha da ötesinde, hali hazırda herşeyin cinsiyetlendirildiği bir söylemsel hegemonyaya karşı, sadece cinsiyetten koparak ele alınabilecek bir davranışlar yelpazesinin sonsuz kombinasyonlarından, ne kadınlar ne de erkekler olmayan, farklılıkların olumlanmasıyla her bireyin kendi cinsiyete dayalı olmayan tekilliğini kurduğu bir sonsuz deneyim alanı açmanın sorusunu sormayı öneriyorum.

Bana göre Queer kategorisinin sınırlayıcı oluşu onun ikili cinsiyet sistemine ve hetero / homo ikiliğine karşı bir epistemolojik operasyon olmasındandır. Ama yine de ikili cinsiyet ve hetero homo / sisteminin ikiliğinin hegemonyasını tanır. Onun içinde işleyen bir dönüştürme ve aşma manevrasıdır. Hatta kadınlıkları ve erkeklikleri farklı kombinasyonlarla harmanlayarak, ve hetero normatifliği de cinsel arzunun çeşitliliği ile aşmaya çalışan bir içererek aşma manevrasıdır. Bu yüzden ikili cinsiyet sisteminin diyalektiğinin içinde kaldığını düşünüyorum ve ne yazık ki LGBT kategorilerini bırak ortadan kaldırmak, onlara eklenen bir Q harfine, bir kimliğe indirgenmiş durumdadır.

Peki ya her türlü davranışımız cinsiyet belirlenimli değilse? Neden bu varsayımı devreye sokmuyoruz? Sonsuz varsasyonları iki ana kategori etrafında gruplandırmaya yarayan basit temsil kümeleri ise cinsiyet dediğimiz? Cinsiyetsiz benliklerimizi inşa ederek bir ortak deneyim alanı yaratamaz mıyız? Cinsellik kavramı bile burada manasızlaşacaktır o zaman, belki de şuna dönüşecektir, birbirlerine karşı duygulanabilen, arzu duyan farklı bedenler arasındaki tensel akışlar. Yani benimkisi sadece kendi, içine saptandığımız cinsiyete değil, hepimizin ilişkide olduğumuz tüm insanları cinsiyetlendirerek görme çabasından çıkmaya yönelik bir çağrı. Bunun cinsiyetleri reddediyoruz demekle olmayacağını biliyorum. Bu 3 boyutlu bir evrenin N boyutlu olması gerektiğini söylemek gibi bir şey, ya da 3 boyutu ne boyuta dönüştürme çabasına çağrı. Bu n boyutlu evrenin tüm çeşitliliğinin, artık geçmişin cinsiyet ve cinsel yönelim kategorilerine referansla bir eleştirel operasyon olarak ortaya çıkmış “Queer” kategorisiyle karşılanabileceğine yönelik kuşkularım var.

Tabi bütün bu söylediklerim, fiilen var olan cinsiyet eşitsizliği dünyayı anlamaya çalışmak için toplumsal cinsiyet kategorisinin yetersiz olduğu anlamına gelmiyor. Bir ütopik ufuk olarak cinsiyetlerden özerkleşmiş ya da cinsiyetsizleşmiş (tensellikten uzaklaşmış değil ama) bedenlerden oluşan bir çokluğu hayal etmekle ilgili bir denemedir bu.

Bence bunları sürekli yapı söküme alarak konuşmak zorundayız. Yani kadınlıktan değil kadınlıklardan, erkeklikten değil erkekliklerden bahsetmekle başlamalıyız, ama bunun yeterli olmadığını düşünüyorum. Kadınlıkların ve erkekliklerin gösterdiği varsasyonların ötesinde belki de ne kadınlık ne de erkeklik kategorileri ile ilişkilendiremeyeceğimiz bir sürü cinsiyetsiz niteliğimizin (ortak ya da tekil) olduğunu keşfe çıkmak gerekiyor. Daha da ötesinde, hali hazırda herşeyin cinsiyetlendirildiği bir söylemsel hegemonyaya karşı, sadece cinsiyetten koparak ele alınabilecek bir davranışlar yelpazesinin sonsuz kombinasyonlarından, ne kadınlar ne de erkekler olmayan, farklılıkların olumlanmasıyla her bireyin kendi cinsiyete dayalı olmayan tekilliğini kurduğu bir sonsuz deneyim alanı açmanın sorusunu sormayı öneriyorum.

Yazı: Kürşad Kızıltuğ

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.