Papua Yeni Ginelilerde, deli dana hastalığına karşı koruyucu genler çok yaygın. Fore kabilesi, ölen yakınlarını yiyordu. Bu nedenle bedenlerimiz deli dana hastalığına karşı koruyucu bir gen geliştirdi.

Yeni bir araştırmaya göre, dört anakara üzerinde yaşayan kimi insan topluluklarında, deli dana hastalığı olarak da bilinen Creutzfeldt-Jakob (CJ) hastalığı gibi prion hastalıklarına karşı koruyucu işlevi olan genleri ortaya çıktı. Bu genlerin tüm dünyaya yayılması, yamyamlığın tehlikelerine karşı geliştirilmiş evrimsel bir tepki olabilir.

Koruyucu İşlevi olan DNA özellikle Papua Yeni Gine’de yasayan Fore halkı arasında çok yaygın. Bunun nedeni Fore halkının ölen yakınlarını şölenler düzenleyerek yeme geleneğinden kaynaklanıyor.

Yamyamlık salgını

Yamyamlık geçtiğimiz yüzyıl kuru adıyla bilinen bir beyin hastalığının ortalığı kasıp kavurmasına neden oldu. Araştırmayı yapan Londra University College ekibinin üyelerinden Simon Mead, bunun kısa süre önce yamyamlığa bağlı ciddi bir salgın hastalığın yaşandığı bir toplulukta doğal seçimin bir belirtisi olduğunu dile getiriyor ve aynı belirtiye dünyanın başka yerlerinde de tanık olunmasının hastalıkların bir zamanlar muhtemelen aynı yolu izleyerek yayıldığının bir göstergesi olduğuna dikkat çekiyor.

Dünyada yaklaşık milyonda bir kişi kendiliğinden CJ hastalığına yakalanıyor. Ötekiler mikroplu dokuyu yiyerek hastalığa yakalanıyor. Fore halkının kuru hastalığına yirminci yüzyılın baslarında kendiliğinden CJ hastalığına yakalanan birini yiyerek yakalandığı sanılıyor. Prion geninin farklı türleri bulunuyor. İnsanlarda bu genin İki kopyası bulunuyor. İki farklı türü taşıyan kişilerin CJ ya da kuru hastalığına yakalanma olasılığının çok daha düşük olduğu ve hastalığa yakalanma durumunda kuluçka döneminin çok daha uzun sürdüğü belirtiliyor. Öte yandan, özdeş genleri taşıyan kişilerin hastalığa çok daha duyarlı olduklarına dikkat çekiliyor.

Mead ve arkadaşları, Fore halkından 50 yaşın üzerinde olan ve cenaze şölenlerine katılan kadınların yaklaşık %80’inin koruyucu geni taşıdığına tanık oldular. Geleneğe göre, yalnızca kadın ve çocukların ölen yakınlarını yemeleri öngörülüyordu. Yamyamlığın 50’li yılların ortalarında yasaklanmasından sonra doğan kadınların söz konusu geni taşımaları çok ender bir durumdu. Afrika, Asya ve Avrupalılan da İnceleyen ekip tümünün de bir tür koruyucu gen taşıdığına tanık oldu. Mead bu genlerin sanıldığından çok daha yaygın olmasının priona bağlı hastalık salgınlarının tarih boyunca yaşandığının bir göstergesi olduğuny üne sürüyor.

Ne var ki, King Alfred’s College kazıbilimcilerinden Nick Thorpe çağdaş insanlarda yamyamlıkla ilgili kanıtların çok az olduğuna ve bunların yalnızca 15 bin yıllık bir geçmişe sahip olduklarına dikkat çekiyor. Yamyamlığın bir zamanla geçerli olduğu görüşüne kazıbilimci ve antropologların büyük bir çoğunluğunun katıldığına, ancak bunun ne denli yaygın olduğunun tam olarak bilinmediğine parmak basan Thorpe, bu eğilimin yaygın ancak ender olarak yaşandığına ve çok kez belirip yok olduğuna inanıyor.

 

Kaynak: antropoloji.net

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.