“Sanatçı güzel şeylerin yaratıcısıdır. Sanatı ortaya çıkarmak, sanatçıyı gizlemek, sanatın amacıdır.”- (Oscar Wilde. Dorian Gray’in Portresi)

Wall_Paper1
Wallpaper, Tammam Azzam, 2015

Mike Wayne Üçüncü Sinema’nın Diyalektiği’ne başlarken Walter Benjamin’den alıntılayarak“Hiçbir zaman, … hiç kimse kitlelere daha yüksek bir sanatı kabul ettiremeyecektir; Bu kitleler yalnızca kendilerine yakın olan sanatı kabul edebilirler. Ve böyle bir sanat formunu bulmadaki güçlük, kesinlikle birinin dünyadaki en temiz vicdanla bunun daha yüksek bir sanat olduğunu onaylamasına bağlıdır. Burjuva avangardın ürettiklerinin çoğuyla bu asla gerçekleşmeyecektir” der. Benjamin, kitlelerin burjuva avangardını asla kabul edemeyeceğini savunur fakat kitlelerin bu yolla pasif kılınabileceğine değinir. Wayne, Benjamin’in bu tespitine Fanon’un Yeryüzünün Lanetlileri’nden yaptığı alıntıyla cevap verir: “Artık politik eğitim … zihinleri açmak, uyandırmak ve zekalarının doğumuna olanak sağlamak anlamına gelir; Cesaire’nin dediği gibi, bu ‘ruhları icat etmektir.’ Kitleleri politik olarak eğitmek politik bir konuşma yapmak alamına gel(e)mez. Kitlelere herşeyin kendilerine bağlı olduğunu ‘amansızca’ ve ‘tutkuyla’ öğretmeye çalışmak anlamına gelir”. Wayne, kitleler ve sanatı buluşturma amacına dönük olarak ‘burjuva avangardı’na karşı ‘politik eğitim’i öne sürer ve en nihayetinde kitabına başlar. Giriş cümlesi şudur: “Tüm filmler politiktir, ancak her film aynı tarzda politik değildir.”
Her ne kadar sanatın ortaya çıkmasında bireysel güdülenmenin temel gereklilik olduğunu kabul etsek de sanatın toplumların geçmişi, geleceği ve şimdisi üzerindeki etkisine dair sayısız şey söylenebilir. “Sanatçı çağının çekirdek psikolojik sorunları üzerinde odaklanmak, belirli bir zamanda insanın yüz yüze geldiği önemli psikolojik meseleye yanıt vermek ve insanlığın önde gelen psikolojik görevine seslenmek bakımından zamanının ötesindedir. Bu varsayıma göre sanatçının yapıtı çağının başat psikolojik meselesini yansıtır. Sanatçı bir bakıma kendi kuşağına vekalet eder.” (Heinz Kohut – Kendiliğin Yeniden Yapılanması) Bu vekalet dünün ve bugünün sosyolojisine etki etmiştir ve yarınınkine etki edecektir. Modern çağda disipline edilebilmiş ve modernizm öncesinde de‘kötülük’ten arındırılmış sanatın işlevi, kitlelerin duygusal ve fikirsel iyilik haliyle ilgilidir ve Fanon’un ‘politik eğitim’ine karşılık gelir.
Savaş ölümden beslenir ve sadece canlı varlıkları değil; fikirleri, inançları, sanatı, kültürü, duyguyu vs. de öldürmek için hedefine koyar. Kütüphane yakmalar, şarkı-türkü gaspları, antik kentlerin yağmalanması, barajlar vs. savaşın öldürme zorunluluğundan kaynaklanır. Öte yandan savaş, kendisini yok edebilecek tepkilerden korunmak ve kendi sürekliliğini sağlayabilmek için bu yıkıcı zorunluluğunu canlı varlıklara kabul ettirmek zorundadır. Bertolt Brecht’in, Cesaret ana ve Çocukları adlı tiyatro oyununda Rahip’e söylettiği “Bence savaşta bile barış var, yani küçük barış adacıkları var savaşta. Çünkü, savaş her ihtiyaca cevap verir, hatta barışınkilere bile. … Eğer barışın ihtiyaçlarına cevap veremezse sürüp gidemez savaş.”şeklindeki sözler savaşın sürekliliği için kitlelerin memnun kılınması gerektiğini vurgular. Şüphesiz; savaş bunun bilincindedir ve bu bilinçle hareket etmektedir.

Dünyanın her yerinde olduğu gibi Kurdistan’da da süregelen savaş, her şeye olduğu gibi sanata da kast etmektedir. Bu kasıt Kürtçe kitap ve kasetlerin senelerce yasaklanması, Kürt sanatçıların katledilmesi-senelerce hapis yatması-sürgün edilmesi, sanat kurumlarının kapatılmasıyla (ve açılmalarının engellenmesiyle) örneklenebilir. Gelinen noktada savaşı tekrar ve iyice tırmandıran devlet, Kürt sanatının geri dönüşsüz kazanımlarına karşı pozisyon belirleyip yeni hamleler geliştirdi. Ruhları icat edecek olan sanatçılar yalnızlaştırıldı. Bu sanatçıların karşısına kendi sanatçılarını zenginleştirerek koydu. Devletin kendi sanatçıları barış adacıklarında kitlelere rehavet enjekte ederek kitlelerin hafızasız ve dolayısıyla reflekssiz kalmasını amaçladılar. Kendini kıskaca alınmış gören ruhları icat edecek olan sanatçılar savaş tırmandıkça üretimden geri durmanın gerekli olduğu yanılgısına kapıldılar. Şehir tiyatroları, çalışmalarını durma noktasına getirdi. Sinema projeleri yok denecek kadar azaldı, özel tiyatro-sinema-edebiyat toplulukları bir bir kapanmaya başladı, müzisyenler çalışmalarını durma noktasına getirdiler. İşin daha kötü tarafı siyaset de sanatçıların düştüğü bu yanılgıya dönük herhangi bir itiraz veya iyileştirme çabasında bulunmadı. Oysa Heidegger savaş zamanları için“halkın tinsel olarak yeniden toparlanıp canlanmasının” sanatla mümkün olduğunu söyler ve ekler: “Her ne zaman sanat olup biterse, yani her ne zaman bir başlangıç varsa; tarihe bir itilim gelir, tarih başlar ya da yeniden başlar.”

Sonuç olarak; Kürt Özgürlük Hareketi çıkış ve örgütlenme biçimiyle zaten Fanon’un ‘politik eğitim’iyle örtüşmektedir. Gerek Kürt gerillalarının dağda savaş esnasında bile sanat yapmadaki ısrarları  (Halil Uysal, Hozan Serhat, Hêvî Şanoger, Awazên Çiya vb.) gerek legal Kürt siyasetinin sanat politikası ve gerek Kurdistan’daki yerel yönetimlerin bugüne kadarki pratikleri (Halk evleri, özgür ve bağımsız konservatuvarlar, alternatif kültür merkezleri vb.) ruhların icadına dönüktür. Halkın tinsel olarak yeniden toparlanıp canlanması için gerekli olan tek şey; insanın, ruhun ve sanatın ölümü için var gücüyle Kurdistan’da hakimiyet kurmaya çalışan savaşa teslimiyeti reddedip, tarihi yeniden başlatmak için inatla üretime yönelmektir.

Miheme Porgebol
17.08.2016

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.