En az 12 bin yıllık sürekliliği olan, doğa, kültür ve insanın bütünleştiği, dünyada eşi benzeri olmayan bir kültürel miras olan Hasankeyf ve onu barındıran Dicle Vadisi, ömrü ancak 30-40 yıl olabilecek Ilısu Baraj ve Hidroelektrik Santrali Projesi’ne feda edilmek isteniyor. Ekolojik, sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan büyük kayıplar ve yıkım getireceği halde inşaatı devam eden baraj için ve Kürdistan’da Lice’de yok edilmeye çalışılan doğasını , ormanlarını, sularını , biyolojik çeşitliliği daha fazla yok edilmesini önlemek ve geri kazanmak için hep birlikte mücadele etme vakti gelmiştir.

  Lice’deki orman yangınlarına ve yok olan biyolojik çeşitliliğe karşı Mezopotamya Ekoloji Hareketi’nin başlattığı direniş ve mücadele çağrısına Jiyana Ekolojik olarak destek veriyoruz ve birlikte mücadeleyi büyüterek savaşın ve yıkımlarının insana ve doğal çevreye verdiği tahribata karşı herkesi mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.

Orman yangınlarına karşı Batman ve Mardin’in yanı sıra bir çok yerden direniş çağrıları geliyor. Önümüzdeki süreçte ekolojik hareketler olarak insanlığın ve dünyanın öncelikli hedefinin ekolojik sistem içerisinde var olan döngüye edilen müdahalelere karşı birlik olarak insanlara “Doğanın insanlara değil, insanların doğaya ihtiyacı olduğunu” anlatarak, mücadelemizi daha ilerilere taşıyacağız. Lice ve şuanda Kürdistan ve Rojava’da yürütülen savaşta çevrenin ve habitat içerisindeki biyolojik çeşitliliğin yok olmasına ilişkin küçük bir yazı paylaşacağım ;

Savaşın çevre üzerindeki etkileri ise, askeri çatışma sırasında ve çatışmayı izleyen yıllarda görülmektedir (www.unep.wcmc.org). Silahlı savaşın ekosistem üzerine etkisinin belirlenmesi, genellikle ordunun çıkarlarının ön plana alınması nedeniyle oldukça yavaş ortaya çıkmaktadır (Tikhomirov, 2006). Savaşın çevreye olan etkisi, savaşın büyüklüğü ve etki süresinin belirlenmesi, belirli coğrafik bölgelerde ekosistemin durumu, kişisel silahların kullanımı, özel üretilmiş araçların kullanımı ve özel askeri tesislerin uzun süreli etkilerinin araştırılmasıyla anlaşılabilmektedir (Leaning, 2000).

İkinci Dünya Savaşından itibaren kayıtlara geçmiş 160’dan fazla savaş yapılmıştır (www.unep.wcmc.org). Bu savaşlarda, zengin ve fakir ülkeler arasındaki eşitsizlikler oldukça önem taşımıştır. Fakirliğin yaygın olması, nüfus artışına ve çevresel tehditlerin artmasına neden olmuştur (Shann 2006). Irak, Lübnan, Angola, Ruanda, Vietnam, Nikaragua gibi ülkeler veya diğer gelişmekte olan ülkeler çevresel yıkımdan fazlasıyla etkilenmişlerdir (Carr 2007).

Savaş ve çevre ile ilgili çalışmalarda, savaşın nedenleri ve çevresel faktörler ile askeri çatışma arasındaki ilişkiler üzerine odaklanılmamış, genellikle çatışma ve şiddetin nüfus yoğunluğuna ve nüfusun büyümesine etkisi üzerinde durulmuştur. Çalışmalarda çevresel yıkım, dolaylı ölçüm yöntemleri ile değerlendirilmiştir (Peter, 1998). Yeryüzündeki çevre koşullarının belirlenmesinde altı değişkenin incelemesi yapılmaktadır. Bu değişkenler ormanların durumu, hava kalitesi, suya bağlı toprak erozyonu, korunan toprak alanı, kullanılabilir tatlı su miktarı ve kimyasallara bağlı olarak gelişen toprak erozyonudur (Midlarsky, 1998). Örneğin, Sri Lanka’da ki sivil savaş yıllarında 5 milyonun üzerinde ağaç kesilmiş ve ciddi çevresel yıkım yaşanmış, 1956 ile 1985 yılları arasında doğal ormanların oranı % 44’den % 27’ye düşmüştür. Afganistan’da ki turna kuşları, pelikanlar ve diğer göçmen kuşların sayısının Birleşik Devletlerin hava saldırıları nedeniyle etkilendiği söylenmektedir. Sibirya’dan göçen kuşlar ve Pakistan üzerinden Asya’ya dağılan kuşların sayısının azaldığı belirtilmektedir (www.informaction.org). Körfez savaşının doğal ortam ve türler üzerinde olumsuz etkisinin olduğu, geniş bir bölgenin bundan etkilendiği bilinmektedir (www.unep.wcmc.org). Bangladeş’te, Kuveyt petrol yangını kaynaklı iklim değişikliğinin olduğu yönünde spekülasyonlar yapılmaktadır. Aynı savaşta Birleşik devletler su sağlama ve sanitasyon sistemlerinin kirlenmesiyle sonuçlanan zararlı kimyasallar içeren fabrikaları tahrip ederek önemli çevresel zararlara neden olmuştur (www.informaction.org). Vietnam savaşı sırasında milyonlarca ton kimyasal serpinti nedeniyle ağaçların, ekilebilir alanların, besin maddelerinin, çiftlik hayvanlarının kaybı meydana gelmiştir (Carr 2007). Sovyet Birliği’nin 1992’de eski Doğu Almanya’yı terk ederken, 1.5 milyon ton cephaneyi geri dönüş maliyetleri çok yüksek olduğu için yaktığı, ortaya çıkan nitrojen oksit ve civa gibi ağır metallerin filtresiz bir şekilde atmosfere yayıldığı söylenmektedir (Sütlaş, 2009). Bu örneklerin dışında, savaşın çevre üzerine olumsuz etkilerinin olduğunu gösteren başka örnekler verilebilir.

Savaşın Çevresel Etkilerinin Sınıflanması Savaşın ekolojiye etkisi, dünyamızı uzun yıllar etkilemekte ve etkileri bir anda görülmediği için kamuoyunun dikkatini yeterince çekmemektedir (Başçelik, 2003). Savaşın çevresel etkilerinin belirlenmesinde dört sınıflama sistemi kullanılmaktadır. Bunlar; bilimsel sınıflama, Dahl sınıflaması, Lanier-Graham sınıflaması ve şiddet sınıflamasıdır. Bilimsel sınıflama; fiziksel, kimyasal, biyolojik bileşenler olarak biçimlenmektedir. Bu sınıflama sistemi yıkımın tüm boyutlarını belirlemeyi sağlamamaktadır. Bu sınıflama sisteminde fiziksel çevre; iklim, toprağın durumu, bitki örtüsü, su kaynakları olduğu kadar, kullanılabilir su sağlama, sanitasyon, nakliyat ve iletişim ağları gibi alt yapıyı kapsamaktadır. Kimyasal çevre; hava, arazi ve su kalitesini etkileyen bileşenleri içermektedir. Biyolojik çevre; mikro ve makro organizmalar ile tüm zamanlarda ve tüm yerlerde ki ekolojik etkileşimlere dikkati çekmektedir (Brauer, 2000). Savaş ve Çevre 115 Arne Willy Dahl tarafından yapılan sınıflamaya göre; savaş kaynaklı çevresel zararlar altı grup altında toplanmıştır. Bunlar; insanın yaşadığı çevrenin yıkılması, ekili çevrenin zarar görmesi, ekonomik önemi olan doğal çevrenin yok olması, ekonomik değeri olmayan çevrenin zarar görmesi, genel çevresel bozulma ve savaş araçlarının çevrede bulunmasıdır (Brauer, 2000). Lanier Graham tarafından yapılan sınıflamaya göre ise; savaş sırasında çevrenin kasıtlı olarak tahrip edilmesi, tesadüfî olarak tahrip edilmesi, savaşın orta dönem veya uzun dönem sonuçlarına bağlı olarak tahribatların olmasıdır.

Savaş sırasında çevrenin kasıtlı olarak tahrip edilmesine örnek, İran körfez savaşı sırasındaki petrol yangınları verilebilir. Tesadüfî olarak tahrip etmeye örnek ise, bir bölgeden başka bir bölgeye hareket eden savaş tanklarının toprağa verdikleri hasar gösterilebilir (Brauer, 2000). Savaşın şiddetinin sınıflanmasında ise; çevrenin zarar görmesi, çevrenin azalması ve çevrenin bozulması terimleri benzer olarak kullanılmaktadır. Etki derecesi ise aşağıdaki biçimde değerlendirilmektedir (Brauer, 2000).

1.Çevresel rahatsızlık

2.Çevrenin zarar görmesi

2.1.Çevrenin bozulması

2.2.Çevrenin azalması

2.3.Çevrenin yok olması

 

Kaynakça :116. Maltepe Üniversitesi Hemşirelik Bilim ve Sanatı Dergisi, Cilt:2,Sayı:3.2009

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.