Bu yıl beşinci buluşmasını gerçekleştiren Anadolu Jam, Türkiye’de topluluk oluşturma ve şiddetsiz iletişim gibi  önemli alanlarda çalışan bir sivil inisiyatif. Anadolu Jam’in faaliyetleri hakkında daha detaylı bilgi edinmek için  Jam’in koordinatörlerinden  Hanzade Germiyanoğlu ile konuştuk.

Gençay: Söyleşimize geçmeden önce okuyucularımız için kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Hanzade:  İstanbul’da yaşıyorum. Sivil toplum örgütlerine danışmanlık ve proje koordinatörlüğü yaparak  geçimimi sağlıyorum. Fakat Anadolu Jam’de kolaylaştırıcılık yapmaya başladığımdan beri daha çok   içerik geliştirme ve kolaylaştırıcılık gibi alanlarda çalışmaya yoğunlaştım. Bu alanlarda çalışmalarımı sürdürmekteyim.

12071343_10153876692031677_677203601_n

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gençay: Anadolu Jam’i daha önce hiç duymamış okuyucularımızı da dikate alarak bize   Anadolu Jam buluşmasının ne olduğunu anlatır mısınız?

Hanzade: Adından da anlaşılacağı üzere Anadolu’da yaşayan, farklı geçmişlere sahip, sosyal dönüşüm üzerinde çalışan, başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanan, başka bir dünya için hayal kuran bireyleri bir araya getiren bir organizasyonun adıdır Anadolu Jam. Bu buluşmada bireysel, ilişkisel ve sistemsel düzeyde dönüşümü deneyimliyoruz. Jam kelimesi esasında  İngilizcede caz müzisyenlerinin  bir araya gelmelerini ve spontane müzik yapmalarını anlatan bir kavram. Biz de  dünya çapında gerçekleşen bu organizasyonların Anadolu ayağını oluşturuyoruz. Organizasyonun merkezini Amerika’da YES adındaki bir vakıf oluşturuyor. Kuzey Amerika, Bolivya, Yeniz Zelenda, Pakistan, Mısır, Hindistan, Fas gibi ülkelerde jamler organize ediliyor.  Anadolu için de 5 yıldır biz organize ediyoruz.

306200_316680015070111_557857257_n

Gençay: Anadolu Jam yaşanan toplumsal sorunlara ne tür çözümler sunuyor?

Hanzade: Bir sorunu çözme iddiasında olan bir buluşma değil Anadolu Jam. Esasında Jam’de olduğu gibi belki de sorunları tespit etme, bireyin kendini daha iyi anlaması, kendisi ile ilişki halindeki diğer insanları daha iyi anlaması, başka bir iletişim aracı geliştirme için gerçekleşen bir buluşma. Burada özellikle şiddetsiz iletişimin yollarını arıyoruz. Şiddetsiz iletişim Anadolu Jam in kullandığı araçlardan bir tanesi. Tamamen kişisel bir yolculuk ve o yolculukta her bireyin öğrendikleri araçlarla, kendi işlerinde, kendi hayatlarında bir değişim dönüşümün gerçekleşmesi hedeflenmektedir.

10441144_876772922394148_5144725410367480911_n

Gençay: Bu içsel yolculuğa çıkarken ya da sorunların tespiti için diyelim hangi yöntemlere başvuruyorsunuz? Bu buluşmanın kendine özgün araçları nelerdir?

Hanzade: En önemli yöntem herkesin birey olarak gelip tamamen şiddetsiz iletişim araçları ile kalpten konuşma ve can kulağı ile dinlemeyi pratikledikleri bir ortam oluşturuyoruz. Konuşurken herkes kendi sürecini yaşar ilkesinden yola çıkarak  ben dili ile yani kendi olayına bir başkasını katmadan yaşamaya ve konuşmaya özen gösterir. Burada yeni bir dil oluşuyor. İnsanlar güven içinde bir iletişime başladıkları zaman ortaya çıkan ilk şey de topluluk bilinci oluyor. Dolayısıyla topluluk oluşturma bir araya gelip paylaşımlarda  bulunma Anadolu Jam’in önemli hedeflerinden birisi olmuş oluyor. Bu topluluklarda insanlar hem kendi öz benlikleriyle, hem aynılılıklarıyla hem de farklılıklarıyla ön plana çıkabiliyorlar. Ve en önemlisi büyük oranda oyun oynayarak bütün bunları deneyimliyoruz. Bu da aslında  günlük hayatta hepimizin çok uzak kaldığı, unuttuğumuz ve yetişkinler oyun oynamaz  denilen bilinci kırıyor. Yani  Anadolu Jam ile birlikte  yeniden  oyun oynamayı öğreniyoruz. Yetişkinler için oyunlar tasarlanıyor ve bu oyunların  temeli herkesi olduğu gibi ama farklılıklarını da kutlayarak kabul etmek ve buna dönük bir alan açmaktır.

10530660_10152473873310813_9118667402887803548_n

1234363_633185180048755_336962981_n

Gençay: Gördüğüm kadarıyla bir çember ritüeliniz  var.  Neden çember?

Hanzade: Çember bizim özellikle Anadolu kültürüyle özdeşen bir şey.  Çemberde herkes birbirine eşit mesafede ve herkes birbirini görebilecek şekilde oturuyor. Yine başka bir sürü etkinlikten farklı olarak çemberin her  bireyi hem çemberin merkezine eşit mesafede hem  birbirleriyle de aynı düzeyde ve düzlemde oturuyorlar. Yine bütün kolaylaştırıcılar da aynı zamanda çembere dahil olan birer katılımcı konumundalar. Günlük hayattaki diyaloglarda konuşma ve dinleme birbirine cevap verme ve tenis oynanır gibi yapılıyor. Oysa çemberde cevap verme üzerinden değil sadece dinlemeye ağırlık verilen ve kalpten konuşmanın dinlenmesi üzerine kurulu bir disipline dayanmaktadır.

1174882_540712822666828_158376903_n

Gençay: Bunun felsefi bir temeli var mı?

Hanzade: Anadolu Jam’in felsefi temeli hümanizmdir diyebiliriz. Tabi bu hümanizm doğadaki diğer varlıkları öteleyen,  insanı merkeze oturtan hümanizm değil doğadaki diğer bütün varlıklarla beraber bir arada yaşamanın farkındalığına  ve bütüncül bakış açısına  ulaşmayı hedefleyen bir bilinçtir aynı zamanda.  Her renkten, her coğrafyadan  insanlar kendi farkılıklarıyla beraber çemberde yer bulabiliyor. Farkılıklar için alan açılıyor. Yedi gün beraber vakit geçiriliyor. Dolayısıyla beraber yemek yeniliyor, uyku vakitleri aynı oluyor. Kamp gibi oluyor bir nevi ve bu kampta namaz kılma ihtiyacı, oruç tutma ihtiyacı olan biri varsa ona özel bir program yapılmıyor. Bütün program zaten en başta ona uygun şekilde hazırlanıyor. Dolayısıyla hiç kimse kendi ihtiyaçlarından dolayı yalnız kalmıyor ya da bir kişi yüzünden program değişmiyor, aksamıyor.

555165_343608815710564_1303992096_n

Gençay: Mistik bir eğiliminiz var mı?

Hanzade: Mistik bir tarafının olduğunu düşünmüyorum. Aslında bence çok gerçek. Fakat gerçek hayat artık o kadar hızlı ve başka değerler üzerine kurulu haline geldi ki bireyin ve toplumun kendine yabancılaşması en büyük sorun haline geldi. İşte tam bu noktada Anadolu Jam köklerimizde, doğamızda olan zaten bize ait olan şeyleri yeniden bize hatırlatıyor. İnsanların birbirine kalpten bağlanmasını, gönül gözüyle görmesini, can kulağıyla dinlemesini, kalpten açık konuşmasını, maskesiz tamamen, birbirine olduğu gibi farkılıklarıyla ve aynılılıklarıyla yaklaşabilmesi insanların doğal bir yetisi olduğunu düşünüyorum.

1174556_633187350048538_671415482_n

Gençay: Şiddetsiz  ve çatışmasız  iletişim ile oluşan bu barışçıl  dil küresel ya da bölgesel çapta yaşanan şiddet sorunlarına ilaç olabilir mi uzun vadede? Örneğin Türkiye’de yaşanan yakıcı sorunlardan biri olan Kürt sorunun çözümü gibi?

Hanzade: Dünyada çatışmasızlık ve barışçıl dilin oluşması üzerine çalışan bir sürü inisiyatif ve gruplar var.  Anadolu Jam’in Filistin-İsrail, ya da buradaki Kürt-Türk sorunu çözeyim diye edindiği büyük hedefleri yok. Çünkü zaten Anadolu Jam yaklaşım itibariyle yöntemi, hiç genellememek ve sadece kişisel tecrübelerden yola çıkmak üzerine kuruludur.  Şiddetsiz iletişimin ancak böyle mümkün olabileceğini düşünüyoruz. Türkiye veya Kürdistan demeden bütün bu genel tanımlamaların dışında kendi kişisel deneyimlerinden nasıl bir kimliğe ve renge sahibim sorusuna cevap arar. İnsanların renklerini, farkılılarını reddetmeden güzelliklerini, tabiatından olan geleneklerini kabul edip kutlamak ama aynı zamanda farklılıklar kutlanırken insan olarak temeldeki aynılılıkları da hatırlamaktır temel hedef. Dolayısıyla Anadolu Jam’in derdi kürsel çaptaki çatışmaları çözmeyi amaçlayan  bir buluşma değil. Anadolu Jam’de her birey şunu hedef olarak seçebilir kendine;  Ben  değişirsem, dünyaya bakışım değişirse, benim kendime yaklaşımım değişirse başka bir dil oluşursa beraberinde başka bir dünyaya ulaşmanın ve şiddet ortamlarının bitmesi umudu da doğabilir.

10361525_10152473873915813_8082955234761695214_n

Gençay: Ekolojik yaşama bakışınız ve önceliğiniz nedir?

Hanzade: Anadolu Jam’in doğaya yani insan dışındaki hayata bakışı insanların birbirine baktığıyla aynı düzeyde ve düzlemdedir. Bir insana nasıl bakıyorsa doğaya da aynı şekilde bakar.  Dolayısıyla organizasyonların yapıldığı yerler genelikle ekolojik yaşam alanları oldu. Doğanın yavaşlama prensibi bizim de fazlasıyla önemsediğimiz ve benimsediğimiz bir ilkedir.

1184763_633199046714035_1793655306_n

Gençay: Anadolu Jam’den sonra insanların yaşamlarında ne tür değişiklikler gerçekleşiyor? İnsanların hayatınlarında nasıl bir fark yaratılıyor?

Hanzade: Anadolu jam  insanların mevcut sistemden ve onları bu hayatta bağımlı kılan  bir çok şeyden özgürleştiren bir buluşma olarak ünlenmeye başladı bile.  Çok fazla insan jam’den sonra işini değiştirdi, yaşadığı şehri değiştirdi kentten köye göç edenlerin sayısı oldukça fazla..

Gençay: Bir adaptasyon sorunu mu yaşanıyor yani bir haftalık kamptan sonra?

Hanzade: Evet çünkü toplumda onu rahatsız eden o gerçekliğin artık onun gerçekliği olmadığını görüyor jamden sonra. Ve bununla ilgili kendi hayatını kendinden başlayarak değiştirmeye başlıyor.. İşini şehrini hatta bazen eşini değiştirmeye kadar gidebiliyor bu değişim..

Gençay: Peki bu bir tür kendini de ötekileştirme de değil midir? Ya da toplumu öteki görmek gibi bir sonuç doğuruyor mu?

Hanzade: Hayır ötekileştirmek değil belki daha sağlam bir bağlantı kurabilmek için arayışlara giriliyor. Çünkü ötekileştirmek sanki bağlantıyı zayıflatan bir şeymiş gibi algılanıyor. Aksine amaç kendi dışındaki tüm varlıklarla daha sağlam bağlar kurmak ve daha sağlam ilişkiler geliştirmektir.  Bana göre insanlar Anadolu Jam’den önce zaten ötekiydiler. Hayatla olan bağları zayıftı.  Geri döndüklerinde o ötekileştirmeyi fark ediyorlar. Bu yabancılaşmanın farkındalığı bir travmayı da yaratıyor beraberinde. Dolayısıyla kendi yabancılaşmasını fark edip buna son vermek istedikleri için bir uyum sorunu yaşanıyor.  Çünkü değişim için herkes aynı cesarete ve iradeye sahip olmayabiliyor. Bu durumu özetleyen çok güzel bir söz duymuştum katılımcı arkadaşın birinden; “eski hayatımın yeni gözlemcisi gibiyim” demişti arkadaşım.. Yani Anadolu jam kendisini yedi günlük bir uyanışa yattığı bir başlangıçtır diyebiliriz.  O uyanışa yattığında yedi gün gibi gözüken şey aslında başka bir zaman algısıyla altı ay olabiliyor. Yani oradaki paylaşım, oradaki yapılan iş, atölyelerin içeriği ve zaman algısı aslında farklı bir boyutta işliyor. Otuz kişilik bir buluşma bu, yedi günden 210 gün ediyor. Dolayısıyla altı aydn fazla bir zaman ortaya çıkartıyor karşımıza. Dolayısıyla sen altı aylık bir uyanış uykusuna yatıyorsun. Fakat kalktığında hayatın hala aynı olduğunu da görüyorsun. Senin geçirdiğin değişimi, senin yaşadığın bu deneyimi hayatındaki diğer insanlar anlayamıyorlar.  İşte tam bu noktada eski hayatınızın gözlemcisi oluyorsunuz.  Bu seni yalnızlaştırmaya da götürebilir, çoğaltmaya da.

Gençay Adnan / Röportaj- 02.10.2015

12036771_10153855971231677_2925204661439450250_n552797_316679718403474_1919637280_n10459920_10152473880975813_1040622877406767590_n1233606_633185210048752_1898413493_n

1233477_633200933380513_2092131199_n

1234652_633203566713583_1917853414_n (1)

 

 

 

 

Yazar Hakkında

Magnon, pozitif bir dille ve barışçıl bir anlayışla, coğrafyalar arası bilgi ve tecrübeyi aktaran, paylaşan ve üreten bağımsız bir platformdur. Doğu kültürünü ve doğayı anlatır. İlham verici yazılı ve görsel içerikler üretir; kendine özgü sanatsal, kültürel etkinlik ve projeler düzenler.

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.